1-BLOG RESİM

ARINMAK

Arınma fikri tarih boyunca kirden arınma, olumsuz duygu ve düşünceden arınma, hastalıklardan arınma, mikroplardan arınma, günahtan arınma, içsel arınma gibi farklı şekillerde hep karşımıza çıkan bir kavramdır.
Arınmanın sözlük anlamı temizlenmek, katışıksız, arı duruma gelmek ve mecazi anlamda da rahatlamaktır.
Burada temizlenme ve bir şeylerden kurtulmak söz konusu olduğuna göre arınılması gerekenlerin bireysel olarak neler olduğunun saptanması ve farkına varılması önem kazanıyor.
Her birimizin doğuştan genetik olarak sahip olduğumuz bir takım olumsuz özelliklerimiz vardır. Hayatımız boyunca da etrafımızdaki insanlarla etkileşim içerisinde olduğumuzdan, onların bazı olumsuzluklarını üstümüze alırız, yani kirleniriz.
Aynı evimizin tozlanması ve kirlenmesi gibi.
Evimizi temiz tutabilmek için belli aralıklarla temizlik yaparız, kendimizi de maddi olarak temiz tutabilmek için örneğin yıkanırız, manevi olarak ta örneğin dualar veya içsel çalışmalar yaparız. Hem maddi hem de manevi temizliğimize aynı şekilde önem vermeli ve düzenli olarak arınma işlemini yapmalıyız. Arındıkça belirli erdemleri kazanırız.

Bu hafta arınmakla ilgili olarak aşağıdaki hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Vaktiyle bir derviş, nefsi ile mücadele sonucu her türlü gösterişten arınarak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekle olmamakta, her türlü görünür süsten de arınması gerekmektedir, yani saç, sakal, bıyık ne varsa hepsinden.
Derviş, usule uygun hareket ederek soluğu berberde alır. Berberden kendisini traş etmesini ister. Berber de dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş, aynadan durumu izlemektedir. Başının bir kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa da usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atar ve: “Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!” diye kükrer.
Dervişlik bu, sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerektir. Derviş de kaideyi bozmaz. Hiç ses etmez ve usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup olur; ama korkmuştur da. Sesini çıkartamaz.
Kabadayı dervişin kalktığı koltuğa oturur, berber de traşa başlar. Kabadayı traş sırasında da devamlı olarak dervişi aşağılayıp alay etmeye devam eder; kabak aşağı, kabak yukarı…
Traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıya çarpar. Kabadayı orada yığılır kalır. Görenler çığlığı basarlar. Berber ise şaşkındır, kabadayı ölmüştür.
Berber bir bu kötü manzaraya, bir dervişe bakar ve gayri ihtiyari sorar: “Biraz ağır olmadı mi derviş efendi?”
Derviş mahzun ve oldukça üzgün bir şekilde cevap verir: “Vallahi asla gücenmedim ona. Hatta hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. Demek “o” gücenmiş olmalı.” ALINTI

Herkese içsel atıklarından, birikintilerinden, gereksiz acı veren sıkıntıya sokan duygu ve düşüncelerinden kurtulup arınabileceği, harika bir hafta dilerim.

facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>