1-BLOG RESİM AŞK 2

Aşk dediğimizde çoğumuzun aklına ilk olarak kadın ile erkek arasında oluşan duygusallık gelir. Kelimenin sözlük anlamı, aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi; tüm varlığıyla sevme durumu; sevişme, cinsellik, seks olarak tanımlanıyor. “Aşk”, bir başka varlığa karşı duyulan derin sevgi olup sadece kadın ve erkek arasında olan bir duygu değildir.
Sevgi kuramının kurucusu Psikanalist Erich Fromm ise, aşkı, sevgiyi, insanlığın sorunlarına bir yanıt olarak, kişideki aktif ve yaratıcı gücün kaynağı bir enerji olarak ve bu söz konusu yaratıcılıkla sevmeyi de bir sanat olarak tanımlıyor.
Mevlana ise: “Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için âlemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı… Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı” demiş ve aşkın derinliği ve evrenselliğini mükemmel anlatmış.
Tüm bu tanımlamaların da gösterdiği gibi, aşk sevginin yüksek yoğunluğa sahip olanıdır, tüm varlığınla iliklerine kadar yaşadığın saf sevgidir. Aşkın olduğu yerde ruhlar ve kalpler birbirine yakın ve pırıl pırıldır.
Aşkın nasıl bir şey olduğuna çok güzel bir örnek olduğunu düşündüğüm hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:
Guru, öğrencisine sorar: “İnsanlar neden birbirine bağırır?”
Öğrencisi bir süre düşündükten sonra cevap verir: “Çünkü sakinliğimizi kaybettiğimizde birbirimize bağırırız.”
Guru tekrar sorar: “Ama eğer o kişi tam yanında duruyorsa, bağırmaya ne gerek var ki? Söylemek istediğin şeyi yumuşak bir şekilde de söyleyebilirsin.”
Öğrenci başka açıklamalar da getirmeye çalışır ama guru hiçbirinden tatmin olmaz ve sonunda kendi fikrini paylaşır: “İnsanlar birbirlerine kızdıklarında, kalpleri birbirinden çok uzaklaşır. Bu uzaklıkta seslerini karşılarındakine duyurmak için bağırmaları gerekir. Ne kadar çok kızgınlarsa o kadar kuvvetli bağırmak durumunda kalırlar. Hâlbuki iki insan âşık olduğunda ne olur? Kalpleri yakın olduğu için birbirlerine bağırmazlar, yumuşak bir şekilde konuşurlar. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdır. Sevgileri arttıkça ne olur? Konuşmak yerine birbirlerine fısıldamaya başlarlar. Hatta beraber yaşlandıkça, fısıldamaya bile ihtiyaçları kalmaz, iletişim kurabilmek için, birbirlerinin gözlerine bakmaları yeterli olur. Yani kızgın hissettiğimiz zaman, kalplerimizin birbirinden uzaklaşmasına müsaade etmememiz lazım. Kalplerimizi birbirinden uzaklaştıracak kelimeler kullanmamak lazım, yoksa bir gün gelir ki, kalpler arasındaki mesafe o kadar artmıştır ki, geri dönüş yolunu bulamayız.” ALINTI
Bu haftaki yazımı Nazım Hikmet’in söylediği “Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!” sözüyle bitirirken, etrafınızın size yakın kalplerle dolu olduğu ve aşkı doya doya hissedebileceğiniz harika bir hafta dilerim, sevgilerimle…

facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Yapılmış Yorumlar Var:

  1. Niki Lauda says:

    süpermiş…

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>