Category Archives: Blog

Ana Sayfa »  Blog

Adalet sözlüklerde hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek, doğruluk, herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı vermek olarak tanımlanmıştır. Bana göre ADALET, adil olmaktır, adil olmak ta herkese sadece eşit davranmak değil, önce doğrunun ne olduğunu tespit etmek, sonra da buna göre hak edileni vermektir. Adalet toplumun temelini oluşturan önemli kavramlardan biridir. Adaletin olmadığı toplumlarda bireyler kendilerini güven içinde hissedemezler, huzursuz ve mutsuz olurlar. Bu kavram eski zamanlardan beri düşünürleri ilgilendiren bir konu olduğu gibi, tüm Kutsal kitaplarda da adaletli olma ile ilgili bölümler vardır. Adalet kavramı temelde hukuk kaidelerine olan uygunluğu içerirken, aynı zamanda insanların toplum içindeki davranışlarıyla da alakalı olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve tarih süresince genellikle tartışmalı bir alan olmuştur. Eski Yunanlı düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kaidesi olarak tanımlanırken, Aristoteles’in hareket noktasını eşitlik kavramı oluşturur ve herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir, bir hukuk […]

UYANMAK Sheakespeare “en mutlu düşten daha mutludur uyanmak“ demiş, bana göre uyanmak için, önce uyumak lazım. Uyku, kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hali olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda kişinin bilinçli bir şekilde hayatını yönlendirebilmesi için uyanması gerekir. Spritüal öğretilere göre insan yeryüzüne tekâmül etmek için gelir. Bunu gerçekleştirebilmek için de, önce dünyada bulunuş amacını tamamen unutması, yani uyuması gerekir, ki madde ortamına geldiğinde ruhsal şuur zaten kapanır. Böylece dünyaya gelmeden önce öte alemde yaptığı plânla ilgili hiçbir şeyi doğduktan sonra hatırlamaz ve maddenin çekiciliği ile egosu doğrultusunda yaşamaya başlar, egonun tatmini için ne gerekiyorsa onu yapar. İlâhi yasa gereği insanın karşısına, zaman zaman kendi yansımasını görebileceği imkanlar çıksa da, maddenin cazibesi onları görmesini engeller. Ancak hayatın bir yansıma olduğundan harekete ederek, uyuyarak geçirilen bir ömürde uyanmaya hazır olanlar, sınırları zorlayan zor olaylar ve mutsuzluk karşısında düşünmeye başlar ve yaşamında değişiklik yapmak ister. İşte o zaman uyanış için ilk adım atılmış olur. […]

Hakikat sözlüklerde bir işin doğrusu, gerçek, asıl, esas olarak tanımlanır. Bana göre hakikat ve gerçek birbirinden farklıdır, çünkü gerçek nesnel iken, hakikat ise bu nesnel gerçeğin düşüncemizdeki yansımasıdır. Örneğin elimizde bulunan bir çiçek gerçek, onun zihnimizdeki yansıması veya bir başka deyişle bizim onu kendi zihnimizin durumu ile algılama şeklimiz kendi hakikatimizdir. Benim ne gördüğüm veya sizin ne gördüğünüz kişisel süreçlerdir ve izafidir. Ancak kişisel inançlarımızın ve kendi kişisel zanlarımızın ötesinde bir de mutlak hakikat vardır. Bu hakikat izafi değildir. Her birimiz hayat yolculuğumuzda aslında bu hakikatin gönlümüzde açılması için çaba harcıyoruz. Bunun için de önce bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz ve böylece bir takım ölçülere ulaşıyoruz. Ancak sadece bu bilgi mutlak hakikate gönlümüzü açmaya yetmiyor. Hakikate ulaşabilmek için altın gibi parlayan bir kalbe ihtiyaç var ki ancak o zaman hakikat tecelli edebiliyor. Herkes okuyup alim olabiliyor, ama herkes arif olamıyor. Bugün ki konumuza çok güzel bir örnek olduğunu düşündüğüm İmam Gazalî’den […]

Aşk dediğimizde çoğumuzun aklına ilk olarak kadın ile erkek arasında oluşan duygusallık gelir. Kelimenin sözlük anlamı, aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi; tüm varlığıyla sevme durumu; sevişme, cinsellik, seks olarak tanımlanıyor. “Aşk”, bir başka varlığa karşı duyulan derin sevgi olup sadece kadın ve erkek arasında olan bir duygu değildir. Sevgi kuramının kurucusu Psikanalist Erich Fromm ise, aşkı, sevgiyi, insanlığın sorunlarına bir yanıt olarak, kişideki aktif ve yaratıcı gücün kaynağı bir enerji olarak ve bu söz konusu yaratıcılıkla sevmeyi de bir sanat olarak tanımlıyor. Mevlana ise: “Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için âlemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı… Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de […]

ARINMAK Arınma fikri tarih boyunca kirden arınma, olumsuz duygu ve düşünceden arınma, hastalıklardan arınma, mikroplardan arınma, günahtan arınma, içsel arınma gibi farklı şekillerde hep karşımıza çıkan bir kavramdır. Arınmanın sözlük anlamı temizlenmek, katışıksız, arı duruma gelmek ve mecazi anlamda da rahatlamaktır. Burada temizlenme ve bir şeylerden kurtulmak söz konusu olduğuna göre arınılması gerekenlerin bireysel olarak neler olduğunun saptanması ve farkına varılması önem kazanıyor. Her birimizin doğuştan genetik olarak sahip olduğumuz bir takım olumsuz özelliklerimiz vardır. Hayatımız boyunca da etrafımızdaki insanlarla etkileşim içerisinde olduğumuzdan, onların bazı olumsuzluklarını üstümüze alırız, yani kirleniriz. Aynı evimizin tozlanması ve kirlenmesi gibi. Evimizi temiz tutabilmek için belli aralıklarla temizlik yaparız, kendimizi de maddi olarak temiz tutabilmek için örneğin yıkanırız, manevi olarak ta örneğin dualar veya içsel çalışmalar yaparız. Hem maddi hem de manevi temizliğimize aynı şekilde önem vermeli ve düzenli olarak arınma işlemini yapmalıyız. Arındıkça belirli erdemleri kazanırız. Bu hafta arınmakla ilgili olarak aşağıdaki hikayeyi sizlerle […]

Kutlamak dediğimizde genellikle aklımıza bol içki tüketilen, vur patlasın, çal oynasın gibi bir durum gelir. Halbuki kutlama illa böyle olmak zorunda değil, kutlama içerisinde taşkınlık olması gerekmez. Kutlamak sözlüklerde, mutlu bir olaya sevinildiğini söz, yazı veya armağanla anlatmak, tebrik etmek veya önemli bir olayın gerçekleşmesinin yıl dönümü dolayısıyla tören yapmak, tesit etmek olarak tanımlanmıştır. Kısacası bizi mutlu eden ve iyiki var dediğimiz günleri, içsel mutluluğu ve sevinci hissederek yaşamaktır. Her birimizin hayatı bizlere verilmiş en büyük hediyedir. Bu hediye hem çok değerli, hem de sevinilmesi gereken bir olgudur. İster farkında olalım, ister olmayalım, hayatımız boyunca sürekli değişim ve gelişim içerisindeyiz. Bu nedenle de yaşadığımız her anı kutlamak gerekir. Kutlamak, bana göre hayata karşı en doğru tutum. Şartlar bazen çok zor olsa da bunu yapabilmek veya yaşayabilmek çok önemli. Evren sanki sihirli bir gösteri veya bir tiyatroymuş gibi hareket ediyor. Sistem zaten mükemmel bir şekilde işliyor. Mutlu olabilmek için öncelikle bunun […]

Muhakeme gücü dediğimizde bir çoğumuzun aklına öncelikle analitik düşünebilmek gelir. Bir adım ileri gidip sözlüklerde muhakeme gücü nedir diye baktığımızda ise birbirine karşı olan iki tarafı dinleyerek bir yargıya varma; usa vurma yani akıl yürütme, analitik yöntemlere başvurma, bir sorunu çözmek için çıkar yol arama; yargılama gibi farklı tanımlarla karşılaşıyoruz. Bu tanımların hepsi de doğru. Ancak benim bu başlık altında ele almak istediğim konu hem sezgilerin, hem de aklın kullanılması ile doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilebilmesi yeteneğimizdir. Muhakeme gücümüzü özellikle karar aşamalarında kullanırız. İşe geçmiş tecrübelerimiz ve sahip olduğumuz bilgileri aklımızdan geçirerek başlarız. İnsanlığın geldiği noktada çoğunlukla sadece mantık yürüterek bu işlemi tamamlar ve bir kanıya varırız. Bazen, özellikle egomuzun bizi kontrol altına aldığı durumunda, kolaya kaçar ve zihnimizde var olan tembel yolları tercih ederiz. Halbuki her birimizin içinde var olan sezgilerimizin de bu konuda söyleyecekleri vardır, ama çoğunlukla bu sesi ya hiç duymayız, ya da bastırırız ve kararımızı […]

Kuvvet uygulandığında bazı cisimlerin şekilleri değişir, uygulanan kuvvet ortadan kalktığında ise bu cisimler ilk şekillerine geri döner. Örneğin, çorap gibi bazı giysiler esnektir. Onları, giyebilmek için gereriz. Çıkardığımızda ise bu giysiler, ilk şekillerine döner. Veya ok atmak için kullanılan yay da esnektir, oku attıktan sonra yay yine eski halini alır. Eğer kuvvet ortadan kalktığında cisimler eski halini almıyorsa, laçka oldu veya bozuldu deriz. Esnek cisimlerle ilgili örnekleri çoğaltabiliriz, ama konumuz insan, insanın yaşamında esnek olabilmesi ve esnek düşünebilmesi, bir başka deyişle değişen şartlar karşısında kırılıp yok olmak yerine, bunlara uyum gösterebilmesidir. Esnek olmak, aslında hayatta olumlu ve ılımlı olabilmektir. Değişen şartlar karşısında uyum sağlayabilmek ve farklı bakış açısından görebilmektir. Yaşamımızı kesin ve değişmez kurallarla sınırlamamaktır. Tabii ki her birimizinn hayata karşı bir duruşu olmalıdır, ama bu duruşa esneklik payı verebilmeliyiz. Şartlar değiştiğinde, durup bekleyebilmeli veya gerekiyorsa yolumuzu değiştirebilmeliyiz. Ancak esnek olmakla ödün vermeyi de ayırt etmeliyiz. Çünkü esnek olmak demek, […]

Çoğumuz acı çekmemek için koruma içgüdüsüyle kendimizi bir çok şeye kapatır, bazen fırsatları da bu nedenle kaçırırız. Aslında yaralanabilir olmak, yani kendimizi açmak, içimizde var olan potansiyeli farkına varıp, ortaya çıkarabilmek için gereklidir. Kişisel gelişimimizi yaşarken rahat olabilmeli ve yeri geldiğinde yaralanabilir olmalıyız. Evet, bu hafta konumuz “Yaralanabilir Olmak”. Başlık olarak böyle bir şeyi görsem, ben de “hayırdır” derim, ama burada bahsettiğimiz yaralanabilir olmak, yaşam yolculuğumuzda bazı gerçekleri keşfedebilmemize yardım eden yaralardır. Kişinin açık olması, onun yaralanabilirlilik oranını arttırır, ama güzellikler ancak bu şekilde ortaya çıkar. Aşağıdaki Fincan Hikayesinin, konuya çok güzel bir örnek olduğunu düşünerek sizlerle paylaşmak istiyorum. “Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi; “Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin […]

KENDİ İÇİNE BAKMAK “Hayat kendi içine bakmak için bir aynadır” denmiş. Bence de öyle. Seminerlerimde Platon’un “Cehennem Kuramı” na atıfta bulunarak zaten ben de bunu anlatmaya çalışıyorum. Her birimizin içinde bir evren var ve bu evreni keşfedebilmek için bir taraftan dışımızda oluşan olayları takip ederken, bir taraftan da kendimize vakit ayırarak içimizdeki evrene bakmalı ve burada var olan yetenek ve özelliklerimizi ortaya çıkarmak için alan yaratmalıyız. Mevlana da bu yaklaşımı “Bir mücevher madeni bulmak istiyorsan, kalbinin içindeki okyanusun derinliklerine dal” diyerek desteklemiş. Bu hafta konu ile ilgili internette araştırma yaparken Doğan Cüceloğlu’nun çok güzel bir yazısıyla karşılaştım. O kadar güzel yazmış ki kendi içimize bakmayı, bu hafta ben kendimden bir şey katmayayım, sadece mevcut olan yazılmışları paylaşayım dedim. “İnsan kendini keşfettiğin zaman ancak gerçekliğe ulaşabilir ve gerçekten özgür olabilir. Kendi kalbine bakabilme cesareti olanlar mutlu olurlar. Hayatın gerçekleri kendi yüreğimizde saklıdır. Gerçeklik için olağanüstü bir kişiliğe sahip olmak gerekmez, olağanüstü […]