Category Archives: Blog

Ana Sayfa »  Blog

“Neşe bedenin senfonisi anlamına gelir, başka bir şey değil. Bedenin musiki bir ritim tutturması demektir, hepsi bu. Neşe zevk değildir; zevki başka şeylerden alırsın. Neşe sadece kendin olmaktır. Capcanlı, hayat dolu, zinde… Bedeninin içinde ve çevresinde çalan belli belirsiz bir müzik, bir senfoni, neşe budur işte.” Bu sözler OSHO’ya ait. Ne güzel anlatmış NEŞEnin ne demek olduğunu. Sosyal varlık olan insan hayatı boyunca diğer insanlarla etkileşim halindedir ve insanın toplumun diğer fertleriyle kurduğu iletişim kişinin ruh haline bağlı olup insanlarla olan etkileşim durumunu belirler. Kişinin sahip olduğu en güzel özellilkerinden biri neşeli ruh halidir. Neşeli insanlar, çevresindekilere pozitif enerji verir, güleryüzü ile etrafına ışık saçar ve insanların hayata daha olumlu bakmasını sağlar. Neşeli olmak kişinin kendisi için de bir nevi ilaç gibidir. Hayata pozitif bakarak hayatın hep olumlu taraflarını gören kişiler hem ruh, hem zihin, hem de fiziki açıdan sağlıklı kişilerdir. Doktor Sanderson, “Hastalıkları önlemekte ve tedavi etmekte neşe en […]

Carl Schutz “Şans bir aynaya benzer, ona asık suratla bakarsan o da sana aynısını verir. Eğer sen ona gülersen, o da sana güler“ demiş. Evet, bu hafta konumuz ŞANS. Her hafta olduğu gibi internette konu ile ilgili uygun bir hikaye ararken, bir çok sayfada hep aynı başlık ve içeriği gördüm. “Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz?” sorusunun başlık olduğu yazının içeriğinde bir psikolog olan Profesör Wiseman‘ın yanıtı bulduğu söyleniyordu. Bunları okuduktan sonra konu ile ilgili hikaye yerine bu yazıyı paylaşmanın daha doğru olacağına karar verdim ve aslında kendi şansımızı nasıl yaratabileceğimize katkıda bulunmak istedim. Hertfordshire Üniversitesi Profesörü Richard Wiseman, şans ile ilgili bir araştırma yapıyor ve araştırmasına ulusal gazetede kendini şanslı ve şanssız hisseden insanların kendisiyle iletişime geçmelerini istediği bir ilan vererek başlıyor. Yüzlerce insan araştırma için gönüllü oluyor. Yıllarca, bu gönüllülerle çalışıyor, sonunda, insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak […]

Maceranın kelime anlamı, “baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri, serüven, sergüzeşt, avantür” olarak tanımlanıyor ve tehlikeli iş, risk, spekülasyon gibi anlamlara da gelebildiği, mecazi olarak da “olmayacakmış gibi görünen iş” anlamında kullanıldığı yazıyor. Bana göre macera yukarıdaki tanımlarla birlikte yapılacak bir eylemin belirsizlikler içermesi anlamını da taşıyor ve aslında yaşamın kendisinin bir macera olduğu gibi geliyor. Sadece bazen maceraları farkında olmuyoruz, o kadar. Bilinçli bir şekilde maceraya atıldığımızda olumlu bir şeyler beklentisi içersinde bu eylemde bulunuyor, sonucunda bir veya daha fazla adım ileriye gitmeyi hedefliyoruz. Bazen netice olumsuz olsa da edindiğimiz tecrübe bizi yine ileri götürüyor. Kısacası, bana göre maceraya günlük hayatımızın bir parçası ve sonuç ne olursa olsun, her zaman bize bir şeyler öğreten ve farkındalığımızı arttıran, heyecanlı ve farklı bir motivasyondur. Evet bu hafta konumuz MACERA ve sizlerle yine bu konu ile alakalı olduğunu düşünerek almancadan çevirdiğim bir hikayeyi paylaşmak istiyorum: “Bir zamanlar küçük bir dağ köyünde […]

Atalarımız “Lokma çiğnenmeden yutulmaz” demiş. Aslında bu cümle ile bana göre çabalamanın ne demek olduğunu gayet güzel anlatmışlar. Çabalamak sözlüklerde ilk olarak “güç bir durumdan kurtulmaya uğraşmak”, ikinci olarak da “bir işi başarmak için uğraşmak, gayret etmek” şeklinde tanımlanıyor. Aslında doğduğumuz andan itibaren, hatta doğarken, çabalamaya başlarız. Doğabilmek ile başlayan çabalamamız, yürümeyi, yemek yemeyi, konuşmayı, okumayı ve daha bir çok şeyi öğrenmek ve sürdürebilmek için devam eder. Bir başka deyişle, yaşamımız boyunca hem başımıza gelen güç durumlardan kurtulmak için, hem de başarılı ve mutlu olabilmek için sürekli çabalarız. Çabalarımız sonunda da bazen çok, bazen de daha az başarılı oluruz. Herbirimizin kendine göre yetenekleri, istekleri ve ihtiyaçları vardır. Bunları ortaya çıkarabilmek ve gerçekleştirmek için çabalamak gerekir. Gelişmek ve daha iyiye ulaşmak için önce elimizden geleni yapmalı, yani potansiyelimizi kullanmalı ve sonra da yaşama güvenmeli ve sabredebilmeliyiz. Buna ragmen çabalarımız boşa gidiyorsa, isteklerimizde hayırlı olmayan bir şey var demektir. Buna karşılık hiç […]

Wikipedia’da eşzamanlılık veya diğer adıyla senkronizm, iki şeyin aynı anda hareket etmesi şeklinde tanımlanmış. Başka tanımlarda eşzamanlılık yine benzer şekilde iki ayrı olayın birbirleriyle bağlantılı bir biçimde aynı anda gerçekleşmesine denmiş. Carl Jung ise küçük mucizeleri “Senkronizasyon” olarak tanımlamış ve senkronik olayları üç türe ayırmış. Birincisi içsel düşünceyle dış olay arasındaki uygunluk veya uyumluluk, İkinci tür senkronizasyon bir insanın sezgisel hayalleri veya rüyalarıyla ortaya çıkan, gelecekte olacak veya o anda olan bir olayı aynı anda görmek veya yaşamak ve sonradan tarihi bir olay olma niteliğini kazanan olaylarla ilgili, üçüncü tür senkronizasyon ise bireyseldir ve ön görüsel rüyalar, vizyonlar ya da hissedişler olarak ortaya çıkarlar. Bunların çoğu olay gerçekleştikten sonra anlam kazanır veya açıklanabilir. “Senkronizasyonu anlamanın en iyi yolu normal dışı olarak gerçekleşen anlamlı rastlantıların, kişisel bir deney olarak yaşanmasıdır. Senkronizasyon, bir düşünceyle uğraşmaktır; vizyon, rüya veya önsezinin nedensiz olarak dış bir olayla bütünleşmesi ya da arada bir ilişkinin kurulmasıdır” denmiş. […]

Barbara Sher ” Hayallerimiz, bizim kim olduğumuzun aynasıdır” derken, Joubert “Hayal gücü, ruhun gözüdür” demiş. Aslında her ikisi de hayal gücümüzün tamamı ile kişinin içsel durumu ve düşüncelerimiz ile alakalı olduğunu çok güzel ifade etmiş. Hayal kelimesi Arapçadan gelen, zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi istenen şey, imge, görüntü, kısaca zihinsel görüntü olarak tanımlanıyor. Hayal sözcüğü rüya, fantezi, belirsiz görüntü, gölge oyunu anlamlarını da içeriyor. Bana göre hayaller geleceğe ilişkin görüntülerdir. Her birimiz hayallerimizi önce zihnimizde canlandırır, sonra da dış dünyada var ederiz. Hayalleri gelecek tasarımı olarak ta tanımlayabiliriz. Hayallerimizin hayatımızı yönlendirdiği gibi, düşüncelerimizi yansıttığını da söyleyebiliriz. Düşünmek, zihinde canlandırmak ve bir takım resimler görmektir. Bir şeyleri düşünürken onları hayalimizde canlandırırız. Bundan sonra sıra hayalleri gerçeğe dönüştürmeye gelir ki, bu da aynı bir tohumun toprağa ekilip büyümesi için çaba göstermek gibidir. Eğer bu çabayı gösteremezsek, tohum toprağın içinde çürür gider. Bu haftaki konumuz olan hayal gücü hakkında kısaca yazdıktan sonra, kambur […]

“İyilik yapmaya devam et. Karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile, sen o iyiliğe layıksın.” demiş Che Guevara. Ne kadar doğru söylemiş, aslında yaptığımız her şeyi kendimize yapıyoruz, iyilik yaptığımızda da yine bununla ilgili güzel duyguları kendi içimizde yaşıyoruz veya yaptığımız iyiliği unutuyoruz ve günün birinde bize geri dönüyor. Giriş bölümünden de anlaşılacağı gibi, bu haftaki konumuz “iyilik”. İyilik evrensel bir kavramdır. Toplumların gelenekleri farklılıklar gösterse de iyilik her yerde iyiliktir. Internette iyilik ile ilgili tanımlamaları okurken, iyiliğin zıttı olan kötülükle birlikte ele alındığını ve dualite içersinde yaşarken, iyiliğin ne olduğunu kavrayabilmek için kötülük kavramının da anlaşılması gerektiğini gördüm. Zaten tarih boyunca filozoflar da bu kavramı bu şekli ile incelemiş ve bir takım kuramlar geliştirmiş. Bana göre iyilik aslında her birimizin içinde var olan bir olgudur; sevginin tezahür etme halidir. Çünkü gerçek iyilikte karşı taraftan hiç bir beklenti yoktur, kişi bu davranışta kendi özgür iradesi ile bulunur. Sizlerle yine konu ile […]

Atalarımızın dediği gibi “Birlikten kuvvet doğar”. Bu cümle aslında iş birliğinin ne kadar önemli olduğunu açıklıyor. Bireysel olarak bir işi daha uzun zamanda ve zorlukla hallederken, bazen diğer insanların yardımıyla aynı işi çok daha çabuk ve kolay halledebiliriz. İşbirliğinin tanımı, içinde iki veya daha çok kişinin veya grubun ortak bir hedef doğrultusunda birlikte hareket ettikleri dayanışma süreci şeklindedir. İşbirliği karşılıklı bir ilişkidir. İşbirliğinin, her taraf için getirisi olup, birlikte hareket sonucu daha hızlı ve verimli sonuç alınır. Günlük yaşamımızda birbirimizle sürekli işbirliği içerisindeyiz, ancak bunu her zaman farkında değiliz. Bu işbirliklerinin değerini ancak ilişki bozulduğunda, eksiklik oluştuğunda anlarız. Bazen de işbirliği içerisinde olmadığımız için hepimiz bunun sıkıntısını yaşarız ve çözümün aslında çok kolay olabileceğini düşünemeyiz. Konu ile yakın ilişkisi olan bir hikâyeyi sizler için tercüme etmeye çalıştım. “Bir zamanlar kralın birinin ülkesinde çok fakirlik varmış. Fakirlik yüzünden insanlar hayatlarından bezmiş, mutsuz, hiçbir şey yapmadan pislik içinde yaşıyorlarmış ve krallarından çok […]

Işık, bir kaynaktan çıkıp saydam ortamlarda yayılan, foton denilen belirli bir dalga boyu olan veya taneciklerden oluşan bir olgudur. Işık Kaynakları ise hangi ortamda olursa olsun, gece ve gündüz kendiliğinden ışık yayarak görülebilen cisimlerdir. Güneş ışığı, yani beyaz ışık saydam bir prizmadan geçirilerek ekran üzerine düşürülürse, ekran üzerindeki ışığın beyaz olmadığı ve gökkuşağındaki yedi renge ayrıldığı görülür. Tüm bu tanımlama ve açıklamalar ışığın maddi yönüdür. Manevi yönüne baktığımızda ışığı olumlu, karanlığı aydınlatıp gerçeği görmemize yardım eden sevgi olarak nitelendirebiliriz. Maneviyat kısmında insanları da bir pirizma gibi düşünebiliriz. Prizma ne kadar berrak ise kaynaktan alınan ışık ve sevgi de aynı parlaklıkta gökkuşağı gibi yansır. İnsanı aynı zamanda kaynak gibi de düşünebiliriz. İçimizdeki ışık kaynağını ve sevgiyi ne kadar canlanrırırsak o kadar parlar ve etrafımızdaki insanları da o kadar aydınlatırız. Berrak, ışık ve sevgi dolu olduğumuzda tüm varlığımız da aynı şekilde aydınlık olacağımızdan, aklımıza gelen her şey de aydınlık ve olumlu olacaktır. […]

Konfüçyus’un söylediği gibi “Her şeyin bir güzelliği vardır, herkes görmese de…” Bu haftaki konumuz olan güzelliğe ben daha çok bu açıdan bakmak istiyorum. Wikipedia’da güzelliği anlamını okuduğumda, “bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan; hoşnutluk veren hususiyeti” şeklinde bir tanımlama ile karşılaştım. Bu tanımlamadan yola çıkınca güzellik, dışsal ve içsel olarak incelenmeli. Bana göre zaten dışsal güzellik, içsel güzelliğin dışa yansımasıdır. Günlük konuşmalarımızda da “içinin güzelliği dışına yansımış” deyimini sık sık kullanırız. Bir de güzelliğin başkaları tarafından algılanışı vardır ki, işte bunu algılayabilen kendi içindeki güzellikleri farkına varmış ve artık bunu görebiliyor demektir. Toplumların beğenileri kültürlere ve zamana göre, bireylerin beğenileri kendi içlerindeki güzelliğin gelişmişliğine bağlı olarak değişim gösterdiğinden mutlak ve ideal güzellikten bahsedilebilmek pek mümkün değildir. Ama yine de evrensel bir güzellik vardır. Çatlak testi hikâyesi güzelliği her açıdan ele aldığı için bana çok hoş geldi, sizlerle de paylaşmak istiyorum. “Çin’de bir adam, […]