Category Archives: Blog

Ana Sayfa »  Blog

Disiplin dediğimiz zaman aklımıza ilk olarak kişinin içinde yaşadığı toplumun genel düşünce ve davranışlarına uyumunu sağlamak amacıyla alınan önlemlerin bütünü, bir başka deyişle sıkı düzen gelir. Bu tanımda katı kurallara bağlı bir şekilde bir işi sorumluluk sahibi olarak, zamanında ve en iyi şekilde yapmak vardır ve bir şekilde kulağa itici gelir. Hâlbuki disiplin bundan çok daha fazlasını ve derinliği kapsar ve son derece olumlu bir özelliktir. Lise arkadaşım Taner Özdeş’in konu ile ilgili son derece isabetli tespitleri var. Taner Özdeş “Öz disiplin, bir insanın duygularını, isteklerini, içgüdülerini ve davranışlarını kontrol etme becerisidir. Uzun vadede tatmin sağlayacak hedeflere ulaşmak için anlık zevk ve hazlara hayır diyebilmektir. Öz disipline sahip olmak, bir karar verip onu uygulamaya koymak ve yolunuza çıkan herhangi bir engele, rahatsızlık hissine rağmen devam edebilmek demektir. Ancak disiplinli olmanın kısıtlayıcı bir yaşam tarzını beraberinde getirdiği yanılgısına düşmeyin ya da zevk aldığınız her şeyi hayatınızdan çıkarmak zorundaymışsınız hissine kapılmayın. Öz […]

Bu hafta konumuz DÜRÜSTLÜK. Dürüst kelimesi farsçada düz sağlam anlamını ifade eden drust kelimesinde geliyormuş. Dilimizde “doğru” kimse anlamına geliyor. Dürüst dediğimiz zaman aklımıza içtenlik, açıklık, doğruluk, gerçekçilik, güvenilir olmak gibi kişilik özellikleri geliyor. Dürüst kişiler ahlaken doğru olan kişilerdir. Her birimiz dürüst insanlarla birlikte olmak ve dürüst bir toplum içersinde yaşamak istiyoruz. Kaliteli ve güzel bir yaşam sürebilmek için dürüstlük gerçekten de çok önemli bir konu. Ancak çoğumuz bu beklenti içersideyken, kendimizi gerçekten dürüst müyüz diye tartmayı unutuyoruz. Her işte olduğu gibi, dürüstlüğe de öncelikle kendimizle başlamalıyız. Gerçekten her konuda ve özellikle kendimize karşı dürüst olup olmadığımızı zaman zaman sınamalıyız. Bunu örneğin akşam yatmadan önce o günümüzü „tüm gün hep dürüst olabildim mi?“ sorusuyla gözden geçirerek yapabiliriz. Eğer kendimiz dürüst olursak, hayatımıza da dürüst insanları çekeriz. Herşeye rağmen yine de dürüst olmayanlar sürekli karşımıza çıkıyorsa, o zaman derinliklerimizde bir yerlerde bu konu ile ilgili olumsuz bir düşünce modeli mevcut […]

RENKLERİN HAYATIMIZDA ETKİLERİ UYKU ve RENKLER Uzun süredir renklerle ilgili farklı paylaşımlarda bulunuyorum. Bu paylaşımlarımı takip eden arkadaşlar renklerin titreşimleri nedeniyle farklı şekillerde etkilendiğimizi artık biliyorlar. Son günlerde bazı arkadaşlarımın uyku problemi yaşamaları bu yazıyı yazmama neden oldu. Belki bu sorunu yaşayan ve paylaşmayan başka arkadaşlar da olabilir ve yazım ile onlara da yardımcı olabilirim diye düşündüm. Geceleri uyuyamıyor musunuz veya sabah kalktığınızda kendinizi iyi hissetmiyor musunuz? Hiç düşündünüz mü, sorun belki de yatak odanızda bulunan renklerle alakalıdır…. İlk anda bu fikir tuhaf gelebilir, ama bunun çok basit bir açıklaması var. Renklerin fiziğimiz, zihnimiz ve ruhumuz üzerinde etkisi olduğu uzun zamandır biliniyor. Goethe’nin renk teorisinden beri renklerin farklı ruh halleri yarattığını ve mekanların atmosferini değiştirdiğini de biliyoruz. Bu durumda yatak odamızda yer alan renklerin uykumuzu kaçırması garip değil. Renkler ister açık, ister koyu, ister rengarenk, isterse tek ton olsun, yaydıkları enerji ile gözlerimiz kapalıyken bile bizleri hem fiziksel, hem de […]

Her şey bitti dediğimiz an, aslında hep yeni bir başlangıçtır. Her yeni gün de yeni bir başlangıçtır. Daha da ileri gideceğim, aslında günlük yaşam içersinde, örneğin o gün işten çıkıp eve dönmekle veya okuduğumuz kitapta bir bölümü bitirip yeni bölüme başlamakla veya ana yemeği bitirip tatlıya geçmekle sürekli yeni başlangıçlar yaşarız, ama hemen hemen hiçbirimiz bunu farkına varmayız. Her birimiz başarılı olmaya koşullanmış bir hayat yaşıyoruz, hep en önde olma telaşı ile sürekli koşuyoruz, ya da bir sonraki işe geçmek için adeta yarışıyoruz. Bu koşuşturma içinde de hayatın normal akışına zaman tanımıyoruz, yeni başlangıçların bir an önce olması için zamanı zorluyoruz. İşte tam da bu zorlamalar nedeniyle yeni başlangıçlar olgunluğa ulaşamıyor ve yine güzellikleri doğmadan öldürmüş oluyoruz, yani başlamadan bitiriyoruz. Halbuki anı yaşayarak ve gerekli alan ve zamanı vererek gün içersinde tüm başlangıçların keyfini çıkarıp hayatı çok daha güzel ve dolu dolu yaşayabiliriz. Bu hafta sizlerle bu konuya çok güzel […]

Bu hafta sizler için, hemen hemen hepimizi ilgilendiren bir konu olan affetmeyi seçtim. Affetmek konusunu araştırırken bulduklarım affetmeyi en az iki kişi arasında gerçekleşen olaylarla bağlantılandırıyor ve şöyle tanımlıyor: “Genel anlamda af, bir kişinin kusurunun bağışlanması demektir. Bütün toplumların aileden başlayarak, okulda ve toplum içinde nasıl davranılacağına ilişkin kuralları vardır. Bu kurallara aykırı hareket etmek suç ya da kabahat olarak kabul edilir. Bununla birlikte bir baba çocuğunun, bir öğretmen öğrencisinin bazı kuraldışı davranışlarını bağışlayabilir. Hukukta af ise, devletin suç işleyip hüküm giymiş bireyleri bazı durumlarda bağışlamasıdır. Bu durumda af, bir mahkemece verilmiş cezanın, hatta doğrudan doğruya suçun yok sayılmasıdır.” İkili ilişkiler anlamında ve koyulmuş kurallar bazında tanımlama bu şekliyle mükemmel, ancak bir de kişinin kendi kendiyle olan durumu vardır. Birçoğumuz bazen farkında olarak, bazen de farkında olmayarak kendimizi suçlu buluruz, yargılarız ve affedemeyiz. Kendimizi affetmediğimiz ve bunu farkında olmadığımız sürece de etrafımızda dikkatimizi konuya çekebilmek için affetmekte sorun yaşayacağımız olaylar […]

Wikipedia’da yaratıcılık, kişinin kendini anlatmasının değişik yollarından biri olarak tanımlanmış. Ünlü modacı Donatella Versace “Yaratıcılık, çatışan fikilerden doğar.” derken, Apple Computer Inc.’ın kurucu ortağı Steve Jobs “Yaratıcılık sadece bir şeyleri bir şeylere bağlamaktır. İnsanlara bir şeyi nasıl yaptıklarını sorduğunuzda hafiften utanırlar çünkü aslında kendileri yapmamıştır, bir yerlerden bir şeylere görerek yeni bir şey oluşturmuşlardır” demektedir. Bana göre yaratıcılık herkesin günlük yaşamında dahi vardır, çünkü yaşamak yaratma eylemini yapıyor olmaktır. Her birimiz gün içersinde farkında olarak veya olmayarak yüzlerce yaratıcı eylemde bulunuruz, örnek olarak yemek yaparken o gün yemeğe farklı bir baharat koymak veya takım olarak giydiğiniz pantolon ve kazak yerine pantolon gömlek giymek, ya da beklemediğimiz bir anda, zor bir soruya kendimizin de şaşırdığı cevap vermek gibi… Bir çoğumuz yaratıcılık konusu geçtiğinde “ben pek yaratıcı değilim” gibi cümleler kurarız, bu da aslında yaratıcıyım, ama çok değişik bir şeyler yapamıyorum demektir. Tüm bunlardan da görüleceği gibi, hepimiz yaratıcıyız, fark yaratıcılık derecesindedir. […]

Özsaygı, kendi değerini bilmektir. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren, değerli olabilmek için bir şeyler yapmamız ve değerli olmayı hak etmemiz gerektiği inancı bizlere aşılanır, çünkü hemen hemen herkes doğduğu andan itibaren aynı şekilde yetiştirilmiş, kafalarına aynı şey kazınmıştır ve sadece doğru bildiklerini yeni doğanlara aktarmaya çalışmaktadırlar. Değerimizin kabul görmesi için toplum bilincinin belirlediği, adı konmamış, ancak genel kabul görmüş kurallar ve düşünce modelleri vardır. Bazen bu kural ve düşünce modellerine karşı koyup kendi değerimizi hissettiğimiz şekliyle ortaya koymaya çalışırız, ancak toplum bilinci bunu kolay kolay kabul etmez. Kendi değerimizi farkında olarak sergilediğimiz davranışlar da ya bencillik, ya da megalomanlık olarak algılanır ve bu dışlanmaya kadar gidebilir. Kendi değerimizi anlayabilmek için toplumun bizden beklentilerini yerine getirmek yerine, kendi içimize dönüp, öncelikle gölgelerimizle karşılaşmalıyız. Herkesin içinde ışık ve gölge yanı vardır. Bu gölgelerle karşılaştıkça ve dönüştürdükçe, onlar bize değil, biz onlara hakim olabiliriz. Bu şekilde kendimizi gerçekten tanır, olumsuz özelliklerimizi olumluya çevirir ve […]

Şöyle bir düşünün, hayatta nelere veya kimlere bağımlısınız? Neleri veya kimleri bırakmak veya nelerden ve kimlerden kurtulmak istersiniz? Hayatınızda bu kişiler veya eşyalara olan bağımlılığınız olmasa, yaşamınız nasıl olurdu? Bu kişi veya şeylerden gerçekten kurtulmak istiyor musunuz? Bu sorulara biraz kafa yorunca her birimiz bırakmak veya kurtulmak istediğimiz bir şeyleri farkına varıyoruz. Bırakılmak istenenler sigara içmekten, yolunda gitmeyen bir birliktelikteki eşten, zorla çalıştığımız işe kadar bir çok konu olabilir. İnternette bırakabilme konusuna örnek ararken, “Asya’da maymun yakalamak için kullanılan tuzağı” buldum. Bu tuzak için önce bir hindistancevizi oyuluyor ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanıyormuş. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılıyor ve oradan içine tatlı bir yiyecek konuyormuş. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklükte olurmuş, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramazmış. Maymun, tatlının kokusunu aldığında, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokuyor ve yiyeceği kavrıyor, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksız oluyormuş. Sıkıca yumruk yapılmış el, […]

Wikipedia’da SEVİNÇ içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla hoşnut olma duygusu olarak tanımlanmış. Aynı kaynak mutluluk ve sevinç kavramlarının birbirleriyle ilişkili kavramlar olduğunu, ancak mutluluğun daha çok iyi bir yaşam tarzı ve halinden memnun olmayı ifade ettiğini, sevincin ise bir insanın geçici olarak hissettiği hoş bir duygu olduğunu yazmış. Tanımlar, “mutlu olmayan bir kişi bile olumlu bir gelişme karşısında geçici olarak sevinç duygusu hissedebilir.” diye devam etmiş. Yukarıdaki tanımlara katılmakla birlikte, bana göre sevinç insanın içinde doğuştan var olan bir duygudur ve dışardan gelen zorlamalar ile öğrenilemez. İnsan vardır, yaşamında olumsuzluklar olsa bile her şeye sevinir; insan vardır, yaşamı mükemmel olduğu halde hiç bir şeye sevinmez veya sevinemez. Sevinç kişiden kişiye, özellikle de kişinin içsel durumuna göre değişiklik gösterir. Kendimizde yapacağımız içsel çalışmalarla olumsuz düşünce modellerimizi olumluya dönüştürebildiğimizde, bakış açımızda meydana gelen değişimler ile sevinç duymaya başlayabiliriz. Tabii her şeyde olduğu gibi, öncelikle bu güzel duyguyu hissetmeyi istemeliyiz. Konuya güzel bir […]

Teslimiyetin sözlük anlamı, teslim olmak, kendini vermek, boyun eğmektir. Manevi anlamda ise teslimiyet, yaşam akışına karşı koymak yerine ona izin vermeyi içeren bir bilgeliktir. Teslim olmak anı kabul etmek ve anda yaşayabilmektir. Olan her şeyde bir hayır olduğunu kabul etmek, sistemin mükemmel işlediğini anlamak, kabul etmek, güvenmek ve kendini bu akışa bırakabilmektir. Bu haftaki konumuz olan teslimiyet ile ilgili olduğunu düşündüğüm bilinen bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. “Adamın biri bir rüya görür rüyasında kendisine, “Sabah olup yola çıkınca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et,  dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç” denir. Sabah olur; adam dışarı çıkar ve yola koyulur. Karşısına ilk olarak bir dağ çıkar. Bu koca dağı görünce şaşırır. Kendi kendine “Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez” der. Onu yemeye karar verir. Dağa doğru yürür. Yaklaştıkça dağ küçülür. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşür. Onu tutup yer, baldan tatlı bulur. Yoluna devam eder […]