Category Archives: Blog

Ana Sayfa »  Blog

Sabır, zorluk ve güçlüklere karşı direnç gösterebilmek, haksızlıklar karşısında anlık tepkilerden kaçınabilmek, elde edilemeyen şeyler için kendini tutabilmek ve bekleyebilmek, nefsine hakim olabilmek ve acele etmeden, telaşlı davranmadan, sükûnetini muhafaza edebilmektir. Kararlı ve azimli davranmak, sebat etmek, eninde sonunda meyve vereceğini bilerek kuru bir ağaca emek vermektir sabır. Günümüzde bir çoğumuz sabırlı olabilmekte zorlanıyoruz, çünkü hayat o kadar hızlı akıyor ki, sanki beklediğimizde, sabrettiğimizde bir şeyler kaçıp gidiverecekmiş ve hiç olmayacakmış gibi geliyor. Halbuki her şeyin oluşması için hep zamana ihtiyaç vardır, aynı bir meyve de olduğu gibi… Herbirimiz birer meyve gibiyiz ve zaman içerisinde sabırla olgunlaşıyoruz. Hayatımız boyunca karşılaştığımız ve sonrasında bizi deneyim sahibi yapan bir çok olay yaşıyoruz. Yaşananlar her zaman kolay olmuyor, ancak sabredebilirsek bu olaylar bizi sonunda hem sağlam bir yapıya, hem de mutluluğa ulaştırıyor. Bu hafta sizlerle sabır konusuna çok güzel bir örnek olan kavak ağacı ve kabak filizinin hikayesini paylaşmak istiyorum: “Kavağın yanında bir […]

Şükretmek… “Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar. “  Balzac Hepimizin hayatta bitmek tükenmek bilmeyen beklentilerimiz var, karşılanan her beklenti de yerini başka bir isteğe bırakıyor. Sonu gelmeyen isteklerimiz bizi tatminkâr olmayan ve yetinmeyi bilmeyen bireyler haline getiriyor. Bu da bizleri huzursuz ve mutsuz ediyor. Hep sahip olamadıklarımızdan yakınıyoruz. Oysa şöyle bir geriye dönüp bakarsak, aslında ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu görürüz, aynı Balzac’ın sözlerindeki gibi… Hayatta bizlere karşılıksız olarak verilmiş, doğanın güzelliği, hava, su, sağlık, ailelerimiz, kısaca yaşamımız vardır. Bizler bunları farkında olursak, şükretmeyi de başarırız. Şükrettiğimizde de mutlu oluruz. Bu gün sizlerle “Şükretmek” ile yakın ilişkisi olan aşağıdaki öyküyü paylaşmak istiyorum: “Akşam ayazı çok soğuk esiyordu. Adam, altmış – altmış beş yaşlarında görünüyordu. Zayıf ve hastaydı. Eski ve kirli bir paltoya sımsıkı bürünmüştü. Ayaklarında yırtık pırtık bir ayakkabı vardı ve çorap giymiyordu. Peşinden yine kendisi gibi kirli ve zayıf bir sokak köpeği geliyordu. Her ikisinin de […]

Cömertlik deyince aklımıza ilk anda para ve malını esirgemeden vermek, eliaçık olmak gelir. Herhangi bir karşılık beklemeden, insanlara herhangi bir şey vermek, veya istenenden çok daha fazlasını vermek gelir. Bana göre cömertlik yüreğin hayırseverliğidir. Cömertlik bir insana maddi olarak birşeyler vermenin yanı sıra manevi olarak da olunan bir özelliktir. Günlük yaşamda kişinin karşılaştığı herkese, en ufak bir şey karşısında bile gösterdiği bir tavırdır. Cömertlik bir gülümseme, sevgi dolu bir bakış veya cesaretlendirmek için birinin sırtına hafifçe dokunmak bile olabilir. Cömert olmak bu kadar kolay olabilecekken, çoğumuz korkularımız nedeniyle cömert olmaktan kaçınırız. Halbuki Mevlana’nın yedi öğüdünde bile ilk öğüt: “Cömertlik ve yardım etmekte akarsu gibi ol”dur. Cömertlikle ilgili bir çok hikaye mevcut, ancak ben yine de aşağıdaki hikayeyi seviyorum. “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” diye sormuş adam. ’’Bakin göstereyim’’ demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gerçeğe indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken […]

“Önce kendini tanı” cümlesi çok eskilerden beri hep söylenir. Söylenir söylenmesine de kendini tanımak ve bunun sonucunda kendini bilmek ne anlama gelir? Kendini bilmek, aslında insanın kendi hakkında doğru bilgiye sahip olması, bu bilgiyi yaşamında kullanabilmesi demektir. Kendini bilmek aynı zamanda yaratıcı özellikleri olan bir varlık olarak evrendeki yerini bilmek ve kendini keşfetmiş olmak demektir. Ancak kendimizi bilmek, tanımak ve anlamak için özel bir çaba göstermeli, bunun için de öncelikle içimizde kendini bilme arzusunu hissetmeli, kendimizde çalışmalı, farkına varmalı ve bunları yaşamımızda uygulamalıyız. Kendimizde çalışmak aynı bir tohum gibidir Bir tohumun içinde, meyve de, çiçek te, yapraklar da vardır. Fakat bu tohumun amacının gerçekleşebilmesi için onun toprağa yerleştirilmesi ve sulanması gerekir. Tohum ancak bu şekilde açılır, yeşerir ve güneş aracılığıyla olgunlaşır. Daha sonra da çiçek ve meyveler çıkar ortaya. İşte bu durum tohumun kendini gerçekleştirmesidir, bu amaç daha ilk baştan daima meyvenin ve çiçeğin kendisinde yatar. İnsan da kendini tanıdıkça […]

Pozitif düşünce deyince hepimizin aklına negatif olmayan, yani negatifin karşıtı “pozitif” düşünce gelir. Bir çoğumuzun aklına da Polyanna felsefesi, yani olayları iyi yanından görebilmek ve en kötü şeyin içinde bile pozitif bir yan bulabilmek gelir. Bana göre pozitif düşünce hangi durumda olursa olsun, pozitif enerjinin olumlu düşüncelerle tetiklenmesini ve geri dönüşün olumlu olmasını sağlayabilme sanatıdır. Konu ile ilgili olan ve pozitif düşünceyi farklı açılardan ele alan iki hikaye buldum ve bu hafta her ikisini de sizlerle paylaşmak istiyorum: 1.Hikaye “Bay A bir iş başvurusunda bulunmuştu. Ancak kendisine güvenmediği, kendisini başarısız bulduğu için işe kabul edilmeyeceğinden emindi. Başvuruda bulunan diğer kişilerin kendisinden daha başarılı olduğunu, seçilecek kişinin kesinlikle onlardan biri olacağını düşünüyordu. Mülakat öncesindeki bir hafta boyunca zihnini olumsuz düşüncelerle ve başaramayacağına yönelik korkularla doldurdu. Reddedileceğinden emindi neredeyse. Mülakat günü geç kalktı. Giymek istediği gömleğin kirli olduğunu fark etti. Diğer gömleğinin ise ütüye ihtiyacı vardı. Acelesi olduğu için kırışık gömleği giyip […]

Niyet, yakınlık duyduğumuz bir şeye odaklanmaktır; bir iş, bir azim ve farkındalık demektir. Niyet sâyesinde insan, nereye yöneldiğini, ne istediğini bilir ve yine onun sayesinde bir bulma ve elde etme bilincine ulaşır. İnsanın, bütün yaptıklarının esası niyettir, çünkü her şey, önce zihinde bir tasarı olarak belirir. İkinci aşamada planlaştırılır. Daha sonra da azim ve kararlılıkla yapılır. Bu ilk tasarı ve plan olmadan, herhangi bir işe başlamak sonuca ulaştırmayacağı gibi, irade ve azim görmeyen her tasarı ve plan da neticesiz kalacaktır. Niyetteki bu güç ve etkiye işaret edecek pek çok şey vardır aslında. Ancak birçoğumuz, yaşadığımız hayatın bilincinde olmadığımız için, bu güç ve etkinliği farkında değiliz. Niyet, olumlu ve olumsuz olabilmesi açısından da çok önemlidir. Bu noktada niyet insana şifa veren bir iksir olabileceği gibi, her şeyi alıp götüren bir kasırga da olabilir. Bu hafta niyet konusuna güzel bir örnek olan aşağıdaki hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: “Padişahın biri bir seferde iken […]

Huzur, rahat ve dingin olma durumudur. Çoğumuz dış etkenlerle bağlantılı olduğunu düşünsek te huzur ancak içsel olarak kişinin kendisi tarafından sağlanabilir. Dışardan gelen ve olumsuz olduğunu düşündüğümüz veya hissettiğimiz birçok etken, sadece dikkatimizi aslında huzura ihtiyaç duyduğumuza çeker ve iç huzurumuzu sağlayabilmek için bizlere yardımcı olur. Konuya uygun olduğunu düşündüğüm, kısa ama anlamlı bir öyküyü paylaşmak istiyorum. “Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı, ‘Müsaade buyurursanız ben onu sustururum’ dedi. Padişah da ‘Lütfetmiş olursunuz’ dedi. Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı. Yaşlı adamın yaptığı iş […]

Şefkat sözlüklerde “acıyarak ve/veya koruyarak sevmek” şeklinde tanımlanmaktadır. İçinde sevgi, merhamet ve yardım duygularını barındıran şefkat, olumlu bir duygudur. Spritüel yaklaşımda ise şefkat ruhsal bir yetenek olarak ele alınmakta ve insan ruhunun dünyada geliştirmesi gereken en önemli ruhsal yeteneklerden biri olduğu söylenmektedir. Günlük yaşamda ise şefkat deyince çoğumuzun aklına önce anne şefkati gelir. Aslında şefkat sadece anne ile çocuk arasında olan bir duygu değildir, kişi şefkati önce kendine duymalıdır. Kendine duyabildiği her hissi, etrafında bulunan tüm varlıklara da duyabilir, verebilir ve alabilir. İnternette dolaşırken rastladığım ve şefkat konusuna güzel bir örnek olacağını düşündüğüm bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Yorum sizlerin… Müsait olduğunda beni sever misin anne?  İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?” “Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum”. Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç […]

Zenginlik göreceli bir kavramdır, bazıları kendini sahip olduğu manevi değerlerle çok zengin hissederken, bazıları da bunu tamamen para ile ölçebiliyor. Aşağıdaki öykünün konuyu çok güzel ifade ettiğine inandığım için sizlerle paylaşmak istiyorum. “Bir gün çok zengin bir adam oğlunu kırsal kesime götürüp ona oradaki insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek istemişti. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün bir gece geçirirler. Şehre dönerken baba oğluna sorar: “Yolculuğumuzu nasıl buldun?” Çocuk “çok güzeldi babacığım!” diye cevaplar. “İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün, değil mi?” “Evet”  der oğlu. “Peki ne öğrendin?” “Şunu gördüm, bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına kadar gelen bir havuzumuz, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız var, onların yıldızları var. Bizim taraçamız ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar uzanıyor”. Oğlu konuşurken babası tek kelime edemez ve çocuk ekler:”Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!” Zenginlik kavramı bu […]

İnsanın yaşamında başına gelen her şeyin aslında bir anlamı var. Bizler bazen bu anlamları çözebiliyoruz, bazen de hiç anlayamıyoruz. Bu haftaki “ANLAM” konusu ile ilgili hangi öyküyü yazsam diye araştırma yaparken, bir internet sayfasında aşağıdaki öyküyü buldum. Beni çok duygulandırdı ve sizlerle mutlaka paylaşmak istedim. “Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına: “Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?” Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı. “Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan…” Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda… Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti: “Bizim bir sedef çiçeği vardı çok […]