1-BLOG RESİM HAKIKAT

Hakikat sözlüklerde bir işin doğrusu, gerçek, asıl, esas olarak tanımlanır.
Bana göre hakikat ve gerçek birbirinden farklıdır, çünkü gerçek nesnel iken, hakikat ise bu nesnel gerçeğin düşüncemizdeki yansımasıdır. Örneğin elimizde bulunan bir çiçek gerçek, onun zihnimizdeki yansıması veya bir başka deyişle bizim onu kendi zihnimizin durumu ile algılama şeklimiz kendi hakikatimizdir. Benim ne gördüğüm veya sizin ne gördüğünüz kişisel süreçlerdir ve izafidir. Ancak kişisel inançlarımızın ve kendi kişisel zanlarımızın ötesinde bir de mutlak hakikat vardır. Bu hakikat izafi değildir. Her birimiz hayat yolculuğumuzda aslında bu hakikatin gönlümüzde açılması için çaba harcıyoruz.

Bunun için de önce bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz ve böylece bir takım ölçülere ulaşıyoruz. Ancak sadece bu bilgi mutlak hakikate gönlümüzü açmaya yetmiyor. Hakikate ulaşabilmek için altın gibi parlayan bir kalbe ihtiyaç var ki ancak o zaman hakikat tecelli edebiliyor. Herkes okuyup alim olabiliyor, ama herkes arif olamıyor.

Bugün ki konumuza çok güzel bir örnek olduğunu düşündüğüm İmam Gazalî’den “Bir Ayna Hikayesi” ni sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Padişahın biri kendisine bir saray yaptırır. Sarayların en önemli yeri, bilindiği üzere, devlet adamlarının ağırlandığı kabul salonlarıdır. Bu yüzden padişah da kabul salonuna ayrı bir önem verir. Salonun tefrişi ve süslemeleri için ülkenin en iyi ustalarını davet eder. İki usta daveti kabul edip gelirler. Biri doğudan biri batıdan olan bu ustalardan doğulu olan, “padişahım” der, “her şey tamam, fakat benim bir artım var, salonun ortasını bir perdeyle ikiye ayıracağız, benim sanatımı iş bitince göreceksiniz”.

Padişah bu teklifi kabul eder ve ortaya bir perde çekilir. Batılı usta çok güzel altın yaldızlı süslemeler yapmakta, bütün maharetini ortaya koymaktadır. Araya perde çektiren doğulu usta ise, duvara ha bire zımpara vurmakta, arkasından da cila çekmektedir. Bu ustanın ne yaptığına başta pek anlam veremez padişah.

Nihayet iş biter, padişah ve saray erkânı salonu görmeye gelirler. Batılı ustanın yaptığı o nefis süslemeler herkesi hayran bırakır. Diğer tarafa dönerler. Aradan perde kaldırılır. Ortaya çıkan görüntü büyüleyicidir. Karşı duvardaki altın süslemeler, cila ile ayna gibi parlatılmış olan beriki duvara yansımakta, daha etkileyici bir görüntü oluşturmaktadır. Batılı ustanın sanatına denecek bir şey yoktur ama bu ustanın sanatı bambaşkadır. Padişah en çok bu ustanın zekâsına hayran kalır. Sonunda ikisini de ödüllendirir.” ALINTI

İmam Gazalî bu hikaye ile bilginin tıpkı o altın yaldızlı süslemeler gibi olduğunu, ancak insanın kalbi karşı duvar gibi zımparalanıp cilalanmamışsa, kişinin iç aleminde o güzelliğin yansımasını görmesinin imkansızlığını dile getirir.

Herkesin kalbini pırıl pırıl bir hale getirip hakikate ulaşabileceği harika bir hafta sonu dilerim, sevgilerimle.

facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>