1-BLOG RESİM

Muhakeme gücü dediğimizde bir çoğumuzun aklına öncelikle analitik düşünebilmek gelir. Bir adım ileri gidip sözlüklerde muhakeme gücü nedir diye baktığımızda ise birbirine karşı olan iki tarafı dinleyerek bir yargıya varma; usa vurma yani akıl yürütme, analitik yöntemlere başvurma, bir sorunu çözmek için çıkar yol arama; yargılama gibi farklı tanımlarla karşılaşıyoruz.

Bu tanımların hepsi de doğru. Ancak benim bu başlık altında ele almak istediğim konu hem sezgilerin, hem de aklın kullanılması ile doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilebilmesi yeteneğimizdir.

Muhakeme gücümüzü özellikle karar aşamalarında kullanırız. İşe geçmiş tecrübelerimiz ve sahip olduğumuz bilgileri aklımızdan geçirerek başlarız. İnsanlığın geldiği noktada çoğunlukla sadece mantık yürüterek bu işlemi tamamlar ve bir kanıya varırız. Bazen, özellikle egomuzun bizi kontrol altına aldığı durumunda, kolaya kaçar ve zihnimizde var olan tembel yolları tercih ederiz.

Halbuki her birimizin içinde var olan sezgilerimizin de bu konuda söyleyecekleri vardır, ama çoğunlukla bu sesi ya hiç duymayız, ya da bastırırız ve kararımızı zihnimizde yer etmiş olan kısa ve kolay yollara göre veririz.

İleriki bir zamanda da yanlış karar verdiğimizi anladığımızda bunun neden yanlış olduğunu bir türlü anlayamayız, ya da anlasak da kendimize itiraf edemeyiz.

Bir muhakemenin doğru sonuca ulaşması, kullanılan her olasılığın doğru olmasına ve içimizdeki sesin de bunu desteklemesine bağlıdır. Eğer öyle ise, muhakeme işi hatasız yapılmış demektir.

Bu haftaki yazımı zihnimizde kalıplaşmış ve hazırda bekleyen düşünce modellerine güzel bir örnek olduğunu düşündüğüm bir fıkra ile bitirmek istiyorum:

Nasrettin Hoca geç vakit evine gelir. Karanlıkta kapıyı açmaya çalışırken, anahtarını düşürür, aramaya başlar. Derken, ileride ay ışığının olduğu yere kadar gider, orada devam eder aramaya. Hocanın bu halini gören komşusu “iyi akşamlar hocam” der, “bu vakitte orada ne arıyorsun?” Hoca “Anahtarımı arıyorum” der “kaybettim de.” Bunun üzerine komşusu da katılır Nasrettin Hoca’ya, o da başlar aramaya. Çok geçmeden komşu başını kaldırır, “Nasrettin Hoca” der, “sen nerede kaybettin anahtarını?” “Şu ilerde, kapımın önünde…” Komşu şaşırır: “öyleyse neden burada arıyorsun?” Hoca yanıtlar: “Burası aydınlık… Araması kolay oluyor.”

Herkese muhakeme gücünü kullanabilececeği rengarenk bir hafta dilerim, sevgilerimle…

facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>